Yaşamlarımızda Neden Özlem Duyarız ?

Geçmişe, sevgiliye, eşe, anneye, babaya, kardeşe, teyzeye, arkadaşlarımıza, evimize, keyif aldığımız tatillere, vatana, kediye, köpeğe, hatta geleceğe özlem duyarız. Şu an yazıyı yazarken aklıma gelenleri sıraladım, aslında bu liste herkese göre değişir, daha da uzayıp gidebilir veya çok daha kısa olabilir. En sık olarak da karşımıza geçmişe, sevgiliye veya eşe duyulan özlem çıkar.

Türk dil kurumuna göre; ‘Bir kimseyi veya bir şeyi görmeyi, kavuşmayı istemek, göreceği gelmek’ özlemek kelimesinin karşılığı olarak verilmiş. Peki geçmişe duyulan özlem için ne yapmak lazım? Ya yaşamınızla ilgili özlem duygusu varsa ve bir türlü bunu bastıramıyorsanız, hatta sizi mutsuz etmeye başlamışsa ne yapmak lazım?

Evden çıkmak üzeresiniz, tam kapıyı kilitliyorsunuz içinizden bir ses bir şeyi unutmuş olduğunuzu söylüyor. Etrafa bakıyorsunuz, ceplerinizi ve çantanızı kontrol ediyorsunuz ve halen neyi unuttuğunuzu bulamıyorsunuz. Özellikle de önemli bir şeyi unuttuğunuzu düşünmek sizi çıldırtıyor ama randevunuza geç kalacaksınız, ve bir şekilde unuttuğunuzu arkada bırakıp yaşamınıza devam ediyorsunuz.

Bunu kendi yaşamımla ilgili sıklıkla yaşadığım bir dönemi hatırlıyorum. Her şey vardı ve halen bir şeyin eksik olduğunu düşündüğüm zamanlar oldu. Sizin başınıza hiç geldi mi? Eksik olan parça gerçekten mutlu olmaya engel oluyor, doğru olanı bulmaya çalışıyorsun fakat bir türlü olmuyor. Ve sonra endişeler, kaygılar ortaya çıkıyor ve yaşamdan zevk alamaz duruma geliyorsun.

Yaşamlarımızda Neden Özlem Duyarız ? 

Kariyerinde planladığın yerdesin, ihtiyacından bile fazla kazancın var, sevgilinle mutlusun, sağlığın yerinde, sosyal yaşamın yıldızısın fakat halen kendini tam bağımsız hissedemiyor ve ruhsal olarak bir türlü huzur bulamıyorsun. Çünkü çalışmaktan tatile gidemiyorsun, dinlenemiyorsun, hafta sonları bile kendini telefonundan ayıramıyor, emaillerin peşinde koşturuyorsun. Huzura, dinlenmeye özlem duyuyorsun.

Yaşamlarımızda Neden Özlem Duyarız? 

Geçmişe duyulan özlem özellikle 40lı yaşlarla beraber başlıyor. Yılbaşı gecesini evde tek başına geçirdiğin gün davet edildiğin 20li yaşlardaki partilere özlem duyarsın. Çocuk sahibi olursun fakat bekarlığa özlem duyarsın. Çocuk sahibi olmak hayalin olsa da yalnız başına kaldığın saatler o kadar azalır ki, hatta haftasonları kendin bağımsız plan yapmak yerine çocuğuna göre yaşamını düzenlemeye başlarsın.  Çalışıyorsun, sabah 9 akşam 5 işe gidip geliyorsun. Pazartesi sabahları uyandığında pazar sabahı yatakta yaptığın keyfi özlüyorsun. Daha hafta başı olmasına rağmen cuma gününü iple çekmeye başlıyorsun. Sevgilin 4 ay yurt dışına gitti, sen işlerinden dolayı arkada kalan, bekleyen oldun. Aslında 15 günlüğüne yanına gideceksin, biletini bile almışsın, yoğunluktan ilk hafta anlamadın, ikinci haftada geçip gitti. Yanına gitmene 3 haftadan kısa zaman kaldı, birden günler yavaşlamaya başladı. Yelkovan ve akrep neden bu kadar yavaş ilerliyor diye söylenmeye bile başladın, e tabii özlemeye başladın. Ara ara mutsuzluklar artmaya başladıysa özlemin ateşi parlamaya başladı demektir. Sen o gideceğin güne göre yaşamını ayarlamaya başladıysan o zaman şimdi yaşamını o an için feda etmiyor musun? Eğer bugün son günün olsa ne yapardın diye sorsam sana? Halen o gideceğin günü düşünüp daha da mutsuzlaşır mıydın yoksa bugünü en iyi şekilde yaşamaya mı çalışırdın?

İstediğin kadar mutlu olmadığını hissediyorsan, unutma ki yalnız değilsin. Dünyadaki en mutlu insanların bile zorlandığı zamanlar var, sadece o durumlarla daha farklı başa çıkıyorlar. Mücadele etmek yerine kabulleniyorlar. Geleceğe veya geçmişe yönelik yaşamak yerine şimdide var oluyorlar. Şimdide kabullendikleri içinde kendilerine yaratılan alanda derinde yer alanı fark edip değişime ayak uyduruyorlar.

Yaşamlarımızda Neden Özlem Duyarız ? 

Yaşamlarınıza bakıp bir liste çıkarın. Nelerin olup olmadığına bakın. Eksik gördüğünüz, olmasını istediğiniz ne var, onu bulun. Ve sorun o istediğiniz şimdiye mi ait yoksa geçmişteki sen tarafından olmazsa olmaz dediğiniz bir şey mi?

İhtiyacın olan her şeye sahipsin ve tümü senin içinde yer alıyor. Hani yeterince zengin, yeterince eğitimli, yeterince fit, yeterince sağlıklı… kısaca yeterince olmadığını düşündüğün zamanlar oluyor ya, o zaman sen kabullenerek olanı değiştirebilmek yerine aslında olmayanın arkasından koşuyorsun. Olmayanı istiyorsun ve sonuçta da milyonların bile olsa yeterli gelmediği için mutsuz oluyorsun.

 

 

Yogada Shiva farkındalığı (erkek) Shakti ise enerji akışını (kadın) temsil eder. Çevremizle olan ilişkilerimizde Shiva alan açabilme ve daha derindekini anlama arzusunu, Shakti ise sevgiyi kalpte tutabilme, enerji akışını ve akışkanlığı sağlar. Her ikiside birbirini destekler. 

Sevdiğin biri gidince, ondan ayrı olduğunda özlem duyarsın, onu yanında istersin, aslında kendinle olmak için alan yaratmışsındır ama farkında değilsindir. Bunu aslında istemişsindir, kendimle olamıyorum, kendimle kalmam lazım demişsindir ama zihin unutmayı çoktan seçmiştir. O gidince oluşan boşluk seni tedirgin etmiş, ne yapacağını şaşırmış, zihin oradan oraya koşmuştur. Tek başına da varolduğunun farkındalığını beraberlikte unutmuşsundur.

Konuşmaların arasında sessiz kalmak alan açar. Sözcüklerin arasındaki boşluk. Cümlemiz bittikten sonra karşımızdaki kişinin konuşmasını bekleyip, söyleyeceğimiz şeyi düşünmeden ve sözünü kesmeden sadece dinleyerek gerçekten düşündüklerini, hissettiklerini söylemesi için ona alan açmak. Varsayım ve koşullanmışlıkları bir kenara bırakarak sadece dinlemek. Sözcüklerin en derinindekini görmeye, anlamaya çalışmak. Eksik olduğunu düşünüp özlem duyduklarımız aslında bize alan açar. Şimdide ihtiyacımız olanı fark edip gerçekleştirme gücünün aslında içimizde var olduğunu hatırlatır.

Shiva farkındalık için engeller yaratır, sen korkarsın, zorlanırsın. Aştığın her engel farkındalığını açmak, seni aydınlatmak içindir. Çünkü bu farkındalıkta enerji akar. Ve belki önüne engel çıkar tam her şey yolunda derken, daha derine inme ve daha fazla enerjinin sende akması, yeşermesi içindir asıl amaç. Çiçeklenmek isteyen bir ağaç, suya ve güneşe ihtiyacı olduğunun farkındadır. Evet, baharları sever ve evet kışları sever. Çünkü bilir ki kış onu besleyecek, yazın yeterince alamadığı suyu verecek. Farkına vardığı için izin verir kışın soğuk rüzgarlarında var olmaya, köklerini daha da derinlere iletmeye. Ve o köklendikçe güneşle beraber beslendiği yerden yukarı doğru yükselir ve çiçeklenir. 

Kabullenir, alan açar ve değişir. İhtiyacı olanın farkındadır ve gerekli zamanda olacağına güvenir. Olduğu duruma şükreder ve inanır. Hasta olduğunda sağlıklı olduğu zamanları özlemesine gerek kalmaz çünkü sağlıklı olduğu her gün için şükrettiğinde hastalık ona herkesten zor ulaşır.

Fotoğraflar shutter stock ve getty image aittir.

loading...
Bumerang - Yazarkafe

Yorumlarınız için: